Oldukça sıkıcı evet.
bu sıkıcı pazar gününü çeşitli siteleri dolaşarak geçiriyorum....
Zaten sırf bu pazar gününden nefret ediyorum diye girmiştim çalıştığım iş yerine. Yandaki fotoğraf da bu iş yerinde yoğunluk azalınca izlediğim, tekrar tekrar izlediğim, evimde de sıkılınca gönlümü hoş etmek amaçlı yeniden yeniden izlediğim filmlerden biri.
Bu, hafta sonu çalışma hikayesi de şu şekilde gelişti.
Üniversitede okurken konservatuarı kazanınca öbür okulu bıraktım diye annem bir ton papara atarken bana, sadece papara ile kalmamış, binbir keyifle gittiğim okulumda devamsızlıktan kalayım diye bana yol parası vermemeye başlamıştı. Bu durumda doğal olarak babişimin odasına yollanırdım. Ama sonra onun da kontrol altına alınmasıyla üzerimdekilerle cebimin içindekiler arasındaki ilişki gitgide kopmaya başladı.
Sonra bir gün bir arkadaşın telefonu ile hiç sevmediğim pazar günleri çalışmaya başladım. Zaten ne evde, ne de dışarıda çekilmezdi bu pazar denen salak gün.
Bu açıdan bakıldığında işte geçirilen bir pazar gününün de benden bir götürüsü olmadığı gibi devamsızlıktan kalmamı da engellemiş bulunmasından dolayı teşekkür ettim oraya.
Ondan sonra her hafta sonu sabahı saat 07:45'de kalkıp, yollandım ../... Otobüsüne.
Otobüs Tepebaşı'na geldiğinde, yani eski TÜYAP kitap fuarı, yeni TRT'nin karşına; indim otobüsten. Çantamda yarısından ayraçla yarılmış kitabım elimde personel girişinden girdim.
Alt koridorlardan dolanarak Ofise geçtim. Açtım telefonlarımı
Konservatuarı bitirdikten sonra dahi bir türlü bırakamadım işi. Öyle ki gazetede çalışma saatlerimiz sabah 9, akşam sonsuz olmasına rağmen yine de sanki çok büyük bir görev yapıyormuş gibi buraya gelmeye devam ettim. Sonra gazeteyi bıraktım, boşlukta kaldım, başka bir dergiye girdim. Yine buraya devam ettim. Garip bir büyüsü var buranın. [nerenin (: ]
Anı olsun diye anlatım. Diğer hikayeleri sonraya sakladım....
Pazar, Haziran 25, 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder